027, ding dedi. elimde kağıtlar, kutucuklar doldurulmuş, iyi ama ayşe hanım fotoğrafınızı yüklememişsiniz. kaç tane fotoğraf var orda; çeşit çeşit kelle. ister gözlüklü ister gözlüksüz, biometrik bir o kadar aynı ama farklı suretlerim. ama yetmez, ille de forma yükleyeceksiniz. peki. bir sabah daha sekizde kalkmama nedensin biometrik. olmaz olasıca biometrik.

yarın 027’ye kalmamalıyım, konsolos teyze kapıdan belirdiği anda namaste’yi çakmalıyım.

sonra kulak tıkacı almalıyım ve bir paket ıslak mendil. her iki güne bir t-shirt, her beş güne bir pantul, bir çift terlik, bir ayakkabı, ince bir havlu. bikini? neden olmasın. her iki güne bir iç çamaşırı, her güne bir günlük ped. bir defter, bir kalem ve şarj aletleri. cımbız önemli. ne zaman lazım olacağı belli olmaz. peki ya ufak bir kutu pudraya ne dersiniz? tabii ki neden olmasın! ufak bir kutu pudra göz çıkarmaz ya? bir de tabii o diğer kağıtların çıktısını alıp arabacı’ya ulaştırmalıyım. arabacı onları imzalamalı, mühür filan basmalı. tarayıp göndermeli, kağıtları da kargoya vermeliyim. tiger balm, ipad, günlük kullanacağım çanta. seyahat için kapaklı bir diş fırçası almalıyım. bir de fotoğraf makinesi. su temizleyici tablet baksam mı? delhi’den sonra agra’dan aşağı aksam mı? önce jaipur mu, varanasi mi? 

ah, her şeye kadir hindistan cevizi, tape’lerden uzak namaste cenneti, shiva ve shakti, çay – chillum – chapati üçgeni, fil kokusu, ganj gurusu! ah yolda olmak, bildiğim gerçeklikten çıkmak. tam göbeğinden başka bir gerçekliğe dalmak. unutmanın kollarında tıngır mıngır yol almak. bugünlerde kişisel gündemim: geri saymak.

  • Buraya iz bırakalı çok uzun zaman oldu. Niye öyle oldu? Bu aralar en çok güldüğüm cümlelerden biri mesela bu. http://alkislarlayasiyorum.com/icerik/30537/gonul-yazar-039a-nazar-etkisi
  • Sinirler azıcık bozuk tabii. Asap masap hak getire. Yazdan beri çapulculuktu, kemirgenlikti derken devreler az yandı. İçimden pek bişii yapmak gelmiyor. Hani derler ya, tadım tuzum yok. Aynen öyle. Yani gülüyorum, güldürüyorum, bir şekilde yaşıyorum elbette ama içimde bir yerde gri bir kitle büyümekte.
  • Erdoğan olsun, kabinenin marifetleri olsun günlük dozumu almadan kendime gelemiyorum. Bağımlı oldum şerefsizim.
  • Evimin dibine bir yoga okulu açılmış ya da henüz açılmakta, tam keşfedemedim. Şimdi yeni yıl başladığı için heme gidip kaydolmaktan çekiniyorum. Yeni yıl kararı gibi olmasından tırsıyorum. Birkaç gün daha geçsin diye bekliyorum.
  • Antalya hâlâ güzel bir şehir. Kendisine göre mevsimsel zorlukları var. Evet, burası da buz gibi oluyor. Geçen haftalarda hissedilen sıcaklığın eksilere düştüğü oldu. Yine de sıklıkla güneş parlıyor. Güneşi gördüm.
  • Bir takım yollarım var. Karşılıklı birbirimizi bekliyoruz.
  • Facebook denen arkadaş ile aramıza bir soğukluk girdi. Çok da güzel oldu, çok da iyi oldu. Son birkaç gündür yine ısınır gibi olduk ama bu kez ilişkinin beni ele geçirmesine izin vermeyeceğim. Ne lan bu! Nereden baksan 7 yıldır hayatımda zittiminin sitesi. 7 yılda onunla geçirdiğim zamanda… atom mühendisi…dizi dizi romanlar…boy boy çocuklar…aha klişe timi…
  • Yeni yıl kararlarım: Karar almamak.
  • Bu aralar Türkçe şarkılara sardırdım. Kendiliğinden gelişti. Sezen Aksu’nun 80’ler kayıtları, Tülay Germen, Jülide Özçelik, Ezginin Günlüğü’nün Alagözlü Yar ve Bahçedeki Sandal albümleri, Bülent Ortaçgil, tabii ki Birsen Tezer ve yer yer Mor ve Ötesi ev diskografisinin temelini oluşturuyor.
  • Sırtım berbat durumda. Koltuk tepelerinde, yer minderlerinde saatlerce çeviri yapan ve bok gibi yazılmış yazıları düzenlemeye çalışan tüm yazı emekçisi arkadaşlara selam olsun.

20131017-202150.jpg
20131017-202202.jpg
“Hayır! Erken kalkanlar sağlıklı, varlıklı ve akıllı olur diye bir şey yoktur! Tam tersine, bunların çoğu hastalıklı, parasız ve biraz da akılsızdır; zira geç kalkıp keyif yapan insanların yerine çalışırlar. Eğer bu söylediklerime inanmıyorsanız, endüstrileşmiş büyük kentlerde sabah metrodaki insanların umutsuz yüzlerine bir bakın. Londra, Tokyo, New York’u onlar mı yaşıyor? Onlar mı sağlıklı oluyor? Varlıklı olanlar onlar mı? Varlıklı bir insanın sabahın o saatinde metroda ne işi olur? En düşük maaşlı işçiler o saatte işe gider. Akıllı desek, o da değil! Akıllı insanlar bu yaşam biçimini seçmez. Eğer sağlıklı, varlıklı ve mutlu bir insan olmak istiyorsanız, ilk yapmanız gereken şey çalar saatinizden kurtulmak olmalıdır.”
Tom Hodgkinson, Tembel Ayaklanması

Tanrı, içindeki tahammülfersa boşluğu doldurmak için evreni yaratır. Evrenin içine gezegenleri, gezegenlerin içine dünyayı, dünyanın içine hayatı, hayatın içine insanı yerleştirir. Ve onun içine koyacak bir şey bulamaz. İşte insan denen tuhaf hayvanın, varlıkların en yücesi ve en anlamsızı kılınışının hikâyesi. Evrenin orasını burasını felsefeyle, sanatla, aşkla, hatta ironik bir biçimde Tanrı’yla bezerken, ortak anlamsızların en küçüğünün elbette bir gerçeği unutması gerekmektedir: Hakikatte bütün kitaplar sayfaları doldurmak için yazılır.

Alper Canıgüz, Oğullar ve Rencide Ruhlar

Kediliğe özendiğim günlerin doruk noktasındayım. Sıcağa rağmen özeniyorum. İçim sıkılıyor. Bir çekirge yakalayıp oynasam geçerdi. Çekirge yoksa hamam böceği de olur. Fark etmez.

İki ayaklıyım. Yazık bana. İnsanlığım beni yoruyor. Her zamankinden çok utandırıyor, canımı fena halde sıkıyor. Tüm bunlardan vazgeçip seveyim diyorum. Sevecek şeyler buluyorum kendime: Tuzlu saçları, gün batımını, bisikletle giderken kulakları dolduran rüzgar sesini, ayrık dişleri, bir duş sonrasını.

Yetmiyor. Kararlıyım da, yetinmeyeceğim.

Eh, o zaman biraz daha ağla.

Sulu gözün tekiyim bu aralar. Nereden baksan üç haftadır, her gün, mutlaka ağlayacak bir şey bulabiliyorum. Hayatın küçük güzellikleri ve büyük boktanlıkları var. İşte o küçük güzellikler ve büyük boktanlıklar bugünlerde gözlerimden çıkıveriyor.

Bu durumu birkaç kişiyle paylaştım. Biri bir daha beni aramamaya karar verdi sanırım. Diğeri şaşırdı. Bir diğeri mevzuyu yaşa bağladı. Ötekisi uzaktan destekle ağlaklığımı bir süre de olsa unutturdu.

Dönüp dolaşıp bulduğum tek çareyse yine yola çıkmak. Yoldan iyisi, yoldan güzeli var mı? Kimseleri anlamadığın ve kimseler tarafından anlaşılmadığın topraklar kadar rahatlatıcı başka ne olabilir? Yola dair bir miktar hayal kuruyorum şimdilerde. İçimdeki sıkıntıyı bir tek bu hayaller atıyor. İnsanlığımdan utanmayacağım yerlere gitmek istiyorum. Kendimi üzmeyeceğim yerlere. Duygularımı ifade ettim diye benden fersah fersah kaçılmayacak yerlere. Arkamdan söylenenleri asla ama asla duymayacağım yerlere. Beni tanımlayan her şeyden ve herkesten uzakta kalacağım yerlere. Eleştirilmeyeceğim, yargılanmayacağım dolayısıyla yenileneceğim yerlere.

Makine çalışsın, yeni hayaller üretsin ve gitsin.

Bu kadar durmak yetti.

Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

Diğer 1.028 takipçiye katılın

%d blogcu bunu beğendi: